6 Ocak 2012 Cuma

İlk Hikaye denemem (çıkış: Monet'nin şemsiyeli kadın tablosu)

Hangisini tercih ederdim tam da emin değilim aslında. Gevelenip gevelenip yutulamayınca çıkarılan üzüm tanesini düşünmeden ağzına atıveren, çocuğunu şevkat denizinde boğmaya her an hazır bir anneyi mi yoksa, yoksa her daim çevresindekilerin yörüngesine hiç garipsemeden girdiği tüm ilginin odağı olması en normal şeymiş gibi algıladığım annemi mi?

Çok olmuştur kendi dizimdeki kanayan koskocoman yarayı gördüğünde onu teselli ettiğim ya da dersten kaldığım gün saç boyasının rengi tuttu diye sevindiğim. Beynim her halini her tavrını yaptıklarını, yapmadıklarını ve yapamadıkarını - bak şimdi bile anlayışlıyım yapamadıklarınıymış”- kendiliğinden nedenlendirmeye, çözümlemeye ve makul görmeye öylesine alışmıştı ki herşey ziyadesiyle yolundaydı. Ama o sabah nedendir bilmem beynim bana ihanet etti, evet bana ihanet etti çünkü sonrasında olanlar tahmin edilebileceği gibi annemden çok beni hırpaladı.

Finallere çalışıyordum, sabah erken kalkmıştım. 10 gibi acıkınca sucuklu yumurta yapmaya niyetlendim. Sucukları doğrarken tepsimi hazırladım, sütümü koydum. Az biraz rengi değişmiş sucukların üstüne yumurtayı kırıp beklemek için odama döndüm. Tam kalkmayı düşündüğümde annemin uyanıp mutfağa girdiğini duydum. Ocağın altını kapatmasını rica ettim, hemen kalkıp soğumadan alacaktım sucukları tabağa ama tam da geçen senenin sorularından biri kafamda netleşivermişti, sonuna kadar çözebilecekmiyim derken belki kalkamamışımdır bir iki dakika daha. Tüh soğuttuk sucukları diye hayıflanarak mutfağa girdiğimde gördüklerim bir milat oldu ilişkimizde. Annem benim kaskatı kesilmiş yurmurtamı tepsime alırken kendi kıvamlı yumurtasını, benim sucukların yarısını da beyazına ekleyerek tabağına alıyordu.

Görünen o ki –gerçi o melun soru beynime bunca oksijen toplamasaydı görebileceğimi hiç sanmıyorum ama- annem baştan sucuk doğramaya yumurta kırmaya üşenip benim yumurtayı hiç etme pahasına kendisininkini de kırıvermişti tavaya. Gayet sakin günaydın dedi, ben de aynı sakinlikle cevap verdim. Senelerin sakin effendi çocuğu biraz aydınlandı diye birden sular seller gibi çözülemezdi ya. Aldım tepsimi gittim odama, çalışmaya devam ettim. Ama oksijenin devamlılığı bu sucuk olayı kadar uyduruktan ve muhtelif sevgilileri bilinçsizce, doğallıkla hayatımdan çıkarmak gibi hayati pek çok olayı birbirine ve tabiki sonunda da bu sabah bağlamamı mümkün kıldı.

Anneme hiç şikayet etmedim. Seneler içinde daha pek çok durum, olay, tonlama, bakış zincirleme eklendi içimdeki burukluğa. Belki yine de farketmiştir çünkü göz göze geldiğimiz  anlarda ben hep rahatsız oldum, ”Keşke beni daha çok önemseseydin, sevseydin” diye bağıran ağzımı, burnumu,ellerimi, gözlerimi farkedecek diye. Hatta farkedip önemesememiştir, kafa yormamıştır belki.  Baba oldukan sonra anladim ki herkesin sevme yetisi, şekli, yaradılışında tanımlandığı kadar. Böylece onu mazur görebildim ve daha da önemlisi onu yeniden, kendimi mazlum hissetmeden, doyasıya sevebilir oldum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder